İslam'da kadere iman, imanımızın bütününü perçinleyen, adeta Rabbimiz "Biz Sana ve Resulüne inandık" dedikten sonra imzamızı atıp, mührümüzü bastığımız bir maddesidir. Kadere iman edilmeden Allah'a imanın ikmali, Allah'ın bizden istediği gibi imanın tatbiki mümkün değildir. Çünkü Allah, Kendisini bize verdiği idrak nispetinde kavramamızı ve ona göre iman etmemizi istiyor. Bu bakımdan da Allah'ı sezebilmenin, yakîn olmanın kanalı mutlaka ve mutlaka kadere imandan geçer.
Kader kavramı genelde Hz. Âdem'in yeryüzüne ayak bastığından beri bütün cemiyetlerde ve cemaatlerde vardır. Yani yeryüzünde hiçbir cemiyet ve cemaat gösteremezsiniz ki, "Kadere iman da neymiş?" desin. Mutlaka, ama doğru, ama yanlış, ama eksik kadere iman kavramı vardır.
Niçin kadere iman kavramı var? Çünkü insanlar yaşadıkları bu gezegenin üzerinde henüz daha Allah'a imanı bulamadan bile bir şeyin farkındadırlar. Bir büyük ahenk sisteminin içerisinde ve birbirinin ardından cereyan eden hadiselerin içinde mükemmelliği seyrediyorlar, Bu mükemmellik önceden takdirle mümkündür, işte insanları kadere imana zorlayan hadise budur.
Yani insan, bir kuşun yumurtadan çıkıp, belli bir seviyeye geldikten sonra gidip yemini bulma hadisesini dahi seyrettiği zaman bu kompozisyonun mutlaka kompüterdeki yazılı hükmünü sezer, işte bu, insanları, toplumları kadere iman konusunda bir sevke tabi tutar. Allah'a inançları henüz oluşmamış insanların eli kolu bağlı olsa da ilkel bir kadere yaklaşımı vardır. Bu fevkalade önemli İlâhi bir nimettir. Eğer Cenab-ı Hak bize kadere iman konusunda gönlümüze bir hoşluk vermeseydi, yaşamak da çok zor olurdu, Allah'ı bulmak ve seçebilmek de çok zor olurdu. Bu bakımdan kaderi nasıl tanımlayabiliriz?
Bugünkü teknik bilgilerin yaşantımıza girmesiyle, kadere imanda fevkalade bir kolaylık vardır. Kader aslında önceden tespit edilmiş ve sonra yaşanan bir program gibidir. Bu bakımdan kadere iman dediğimiz zaman programa iman gibi bir kavram gelir. Yani bir müessesenin isleyebilmesi için bir programın olması gereği ve bu programın çerçevesinde hareket ettiği kabul edilmelidir.
Hayat mutlaka bir programla devam eder. Gelişigüzellik mümkün değildir. 19. asırda ateizmin ilk yeşerip insanların zihnini bulandırdığı devirde insanlar bir anlamda bu programları tesadüf olduğu gibi bir ahmaklığa kapıldılar. Fakat sonradan anladılar ki hiçbir şey tesadüf değil. Program deyince, kader deyince insanlar Allah'a imana mecbur oluyorlar. Eğer bir kader varsa, bir program varsa onun bir yapanı vardır, O halde mutlaka Allah'a iman zorunluluğu oluyor. Bu bakımdan kadere karşı çıkanların asıl şuur altlarında kadere hayır demek yoktur.Çünkü onlar da bilmektedirler ki, hayat bir programdır. Ama kadere evet derlerse Allah'a da evet demek zorunda kalacaklardır.
Tabii bütün evrenlerin bir programı olduğunu düşünmek teorik olarak çok güzeldir, mantıkîdir ve ilmîdir. Ancak uygulamaya geldiği zaman insanlar birtakım şaşkınlıklara tabiidir. Çünkü programı yaparken, o programın her türlü maddesini bilerek ve bilmeyerek uygularken insanoğlu kendim yaptım tezadına düşmekte ve dolayısıyla ilk başlangıçta iman ettiği kaderi yaşarken tahrip etmektedir. Yani programın yazıldığını, verildiğini görmezden gelerek kendim yaşadım zannetmektedir. Bundan dolayıdır ki kadere iman bir anlamda insanın kulluğunu yapması, Allah'la arasındaki o esrarengiz sırrı bulması açısından da çok önemlidir.
Kader için yorumlar (2)